1. Viyana Kongresi ve Metternich Sisteminin Boğucu İklimi (1815-1848)
1848'in neden bu kadar büyük bir patlama olduğunu anlamak için, saatin yelkovanını biraz geriye, 1815 yılına sarmamız gerekir. Fransız İhtilali'nin (1789) Avrupa'ya yaydığı "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" zehrinden (!) ve Napolyon Bonapart'ın kıtayı kan gölüne çeviren savaşlarından sağ çıkan Avrupa'nın aristokratları ve kralları, 1815'te Viyana Kongresi'nde bir araya geldiler. Başlarında Avusturya Şansölyesi Klemens von Metternich vardı. Metternich'in vizyonu basitti ve bir o kadar da acımasızdı: "Avrupa'da sınırları donduracağız, Fransız İhtilali hiç yaşanmamış gibi davranacağız ve nerede bir liberal veya milliyetçi isyan çıkarsa, kutsal ordularımızla gidip onu ezeceğiz."
Bu sisteme "Metternich Sistemi" veya Restorasyon Dönemi adı verildi. Yaklaşık 33 yıl boyunca Avrupa, polisin, sansürün ve gizli hafiyelerin hüküm sürdüğü bir "Kutsal İttifak" (Avusturya, Prusya, Rusya) gözetiminde yaşadı. Matbaalar denetlendi, üniversitelerdeki muhalif profesörler kovuldu. Ancak Metternich'in durduramadığı iki devasa hayalet Avrupa'nın üzerinde geziyordu:
- Sanayi Devrimi: Buhar makineleri ve fabrikalar, geleneksel tarım toplumunu yıkıyor, şehirlerin varoşlarında günde 16 saat boğaz tokluğuna çalışan ve giderek öfkelenen yepyeni bir sınıf, Proletarya (İşçi Sınıfı) yaratıyordu. 1845'te İrlanda'da başlayan "Patates Kıtlığı" tüm Avrupa'ya yayılmış, halk açlıktan kırılmaya başlamıştı.
- Milliyetçilik ve Romantizm: Çok uluslu imparatorlukların (Avusturya, Osmanlı, Rusya) içinde yaşayan Macarlar, Çekler, İtalyanlar ve Almanlar; başkalarının boyunduruğu altında yaşamayı reddediyor, aynı dili konuştukları insanlarla bir "Ulus Devlet" kurmanın şiirlerini yazıyorlardı.
İşte 1848 yılına gelindiğinde, Avrupa ağzına kadar barutla dolu, havasız ve karanlık bir fıçıya dönüşmüştü. İhtiyaç duyulan tek şey, küçük bir kıvılcımdı. O kıvılcım her zaman olduğu gibi, devrimlerin başkenti Paris'te çakılacaktı.
1848: Devrimin Anatomisi
Avrupa'yı sarsan isyan dalgasının aşamalarını ve iç çelişkilerini inceleyin.
2. Paris'te Çakan Kıvılcım: Şubat Devrimi ve Barikatlar
Şubat 1848'de Fransa'yı "Burjuva Kralı" olarak bilinen Louis Philippe yönetiyordu. Ekonomik kriz yüzünden halk açtı, ancak oy kullanma hakkı sadece çok zengin elitlere (toplumun %1'ine) aitti. Muhalifler, siyasi miting yapmaları yasaklandığı için "Banketler" (Şölenler) adı altında yemekli toplantılar düzenleyip hükümeti eleştiriyorlardı. Kralın Başbakanı Guizot, 22 Şubat 1848'de Paris'teki büyük bir banketi yasaklama gibi ölümcül bir hata yaptı.
Ertesi gün, Paris sokaklarında binlerce işçi, öğrenci ve küçük burjuva sokaklara döküldü. Şehrin dar sokaklarına ağaçlardan, at arabalarından ve parke taşlarından efsanevi "Barikatlar" kuruldu. Ulusal Muhafızlar (Ordu) halka ateş etmeyi reddedince, Kral Louis Philippe tahtı bırakıp kılık değiştirerek Londra'ya kaçtı. İkinci Fransa Cumhuriyeti ilan edildi. Geçici hükümet, tarihte ilk kez "Çalışma Hakkı"nı temel bir insan hakkı olarak kabul edip, işsiz kitlelere maaş bağlayan Ulusal Atölyeler (Ateliers Nationaux) kurdu.
Paris'teki bu sarsıntı, yeni gelişen telgraf ağları ve tren hatları sayesinde ışık hızıyla tüm Avrupa'ya yayıldı. "Paris hapşırdığında, tüm Avrupa nezle olur" sözü Metternich'e aitti ve korktuğu başına gelmişti. Mart ayında devrim Viyana'ya ulaştı. Öğrenciler ve işçiler sarayı kuşattı. Otuz yıldır Avrupa'yı demir yumrukla yöneten Başbakan Metternich, tıpkı Fransız kralı gibi kadın kılığına girerek bir çamaşır arabasında şehirden kaçmak zorunda kaldı. Koca Habsburg İmparatoru, halkın karşısında boyun eğerek sansürü kaldırdığını ve bir anayasa yapacağını ilan etti.
Alman sürgünler Karl Marx ve Friedrich Engels'in kaleme aldığı bu broşürün adı Komünist Manifesto idi. İlk cümlesi o meşhur, ürpertici tespitle başlıyordu: "Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor — Komünizm hayaleti. Eski Avrupa'nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek için kutsal bir ittifak içine girdiler." Marx, burjuvazi (kapitalistler) ile proletarya (işçi sınıfı) arasındaki uzlaşmaz sınıf savaşını yazarken, birkaç gün sonra Paris barikatlarında tam da bu iki sınıf birbirinin kanını dökecekti. 1848, Marksist teorinin laboratuvarı oldu.
3. Çok Uluslu İmparatorlukların Çatırdaması ve Frankfurt Parlamentosu
Fransa'daki devrim Sınıfsal (Fakir vs. Zengin) iken, Orta ve Doğu Avrupa'ya yayılan devrim doğrudan Milliyetçi (Etnik Bağımsızlık) bir karakter taşıyordu. O dönemde "Almanya" veya "İtalya" diye bir devlet yoktu; bu bölgeler onlarca küçük prensliğe ve düklüğe bölünmüştü. Avusturya İmparatorluğu (Habsburglar) ise içinde Almanları, Macarları, Çekleri, Sırpları, Hırvatları ve İtalyanları barındıran devasa, arkaik bir hapishaneydi.
Macaristan'da, ateşli milliyetçi Lajos Kossuth'un önderliğindeki Macarlar ayaklandı ve Viyana'dan tam bağımsızlık talep ederek kendi milli ordularını kurdular. İtalya'da, Giuseppe Mazzini gibi romantik milliyetçiler Venedik, Milano ve Roma'da cumhuriyetler ilan ederek Avusturya ordusunu İtalya'dan kovmaya çalıştılar.
En dramatik olay ise Almanya'da yaşandı. Berlin'de kanlı sokak çatışmalarının ardından Prusya Kralı IV. Wilhelm, devrimcilerin önünde şapkasını çıkarıp ölen isyancıları selamlamak zorunda kaldı. Parçalanmış Alman devletlerinden gelen yüzlerce avukat, profesör ve entelektüel, Frankfurt Parlamentosu'nda (Paulskirche) toplandı. Amaçları, anayasal ve birleşik bir "Alman İmparatorluğu" kurmaktı. Uzun felsefi tartışmaların ardından tacı Prusya Kralına teklif ettiler. Ancak Kral, "Ben sokak serserilerinin ve meclislerin verdiği bir tacı (hendekten çıkan tacı) başıma takmam. Ben tacı ancak Tanrı'dan alırım" diyerek bu teklifi reddettiğinde, Alman devrimi daha doğmadan felsefi olarak ölmüş oldu.
4. Devrimler Neden Yenildi? Burjuvazi ve İşçi Sınıfının Kanlı Ayrılığı
1848'in ilkbaharında devrimciler her yerde kazanmış, krallar kaçmış veya taviz vermişti. Ancak sonbahara gelindiğinde "Bahar", yerini kanlı ve karanlık bir kışa bıraktı. Çünkü krallara karşı birlikte dövüşen devrimci cephe, kendi içinde ölümcül bir çelişki taşıyordu: Liberal Burjuvazi ile Sosyalist Proletarya'nın ayrışması.
Liberaller (Fabrika sahipleri, avukatlar, tüccarlar); serbest piyasa, anayasa, basın özgürlüğü ve mülkiyet haklarının güvence altına alınmasını istiyordu. Kralın yetkileri kısıtlanınca hedeflerine ulaştılar. Ancak barikatlarda ölen İşçi Sınıfının (Proletarya) derdi oy kullanmak değil; çalışma saatlerinin düşürülmesi, asgari ücret ve açlıktan ölmemekti. Paris'te işçiler sosyal haklar talep edip mülkiyet sistemini tehdit etmeye başlayınca, Burjuvazi dehşete düştü. Liberaller için fakir bir işçi diktatörlüğündense, eski Kralın baskıcı rejimi çok daha güvenliydi.
Bu sınıf ihanetinin zirvesi, Fransa'daki "Haziran Günleri" (June Days) katliamıdır. Liberal burjuva hükümeti, işsizlere maaş veren Ulusal Atölyeleri kapatma kararı aldı. Çaresiz işçiler tekrar barikatlar kurduğunda, bu kez karşılarında Kralı değil, kendi kurdukları Cumhuriyetin ordusunu ve General Cavaignac'ı buldular. Ordu, 3 gün içinde 10.000'den fazla işçiyi Paris sokaklarında katletti, on binlercesini Cezayir'e sürgüne gönderdi. Devrim, kendi çocuklarını yemişti.
Aynı taktiği Avusturya İmparatorluğu da "Böl ve Yönet" (Divide et Impera) ile kullandı. Viyana, Macarların bağımsızlık isyanını bastırmak için, Macaristan sınırları içinde yaşayan ve Macarlardan nefret eden Hırvatları (Josip Jelačić komutasında) kullandı. Milliyetçiler, imparatora karşı omuz omuza savaşmak yerine kendi etnik sınırları için birbirlerini kestiler. Avusturya ve Rusya'nın devasa orduları şehirlere geri döndü; Prag bombalandı, Viyana kanla temizlendi ve Macar devrimi Rus çarının gönderdiği 200.000 kişilik ordu tarafından ezildi.
| Devrimci Grup | Temel Talepleri | Başarısızlık Nedeni ve Trajedisi |
|---|---|---|
| Liberal Burjuvazi | Anayasa, Parlamenter sistem, Basın Özgürlüğü, Serbest Ticaret. | İşçi sınıfının radikal (sosyalist) taleplerinden korkup, eski monarşilerle ve orduyla uzlaşarak devrime ihanet ettiler. |
| İşçi Sınıfı (Proletarya) | Çalışma hakkı, adil ücret, sendika, sosyal adalet ve açlığın bitmesi. | Siyasi organizasyonları (Partileri) zayıftı. Burjuvazi tarafından terk edildiklerinde ordunun topları karşısında yalnız kalarak katledildiler. |
| Romantik Milliyetçiler | İmparatorlukların yıkılıp kendi dillerine dayalı Bağımsız Ulus Devletlerin kurulması. | Sadece kendi etnik gruplarının özgürlüğünü savundular. Diğer azınlıkların (örn. Macarlar içindeki Hırvatlar) haklarını ezdikleri için birbirlerine düştüler. |
5. Kırılma Noktası: Romantizmden Realpolitik'e Geçiş
Fiziksel ve askeri açıdan bakıldığında 1848 Devrimleri mutlak bir başarısızlıktır. 1849'un sonuna gelindiğinde, Fransa hariç (ki o da kısa süre sonra Louis Napoleon'un diktatörlüğüne dönüşecektir) Avrupa'daki tüm krallar eskisinden daha güçlü bir şekilde tahtlarına geri dönmüştür. Eski rejim kazanmış gibi görünüyordu. Ancak sosyolojik ve siyasi gerçeklik tamamen farklıydı; 1848, Avrupa'nın siyasi genetiğini geri döndürülemez biçimde değiştirmişti.
En büyük felsefi kırılma, Milliyetçilik akımının karakter değiştirmesidir. 1848 öncesinde milliyetçiler; şiirler yazan, barikatlarda bayrak sallayan, halkın saf iradesiyle ve kardeşlikle ülkelerini kuracaklarına inanan "Romantiklerdi" (Giuseppe Mazzini veya Lamartine gibi). Ancak 1848'in kanlı kışı onlara şu acı gerçeği öğretti: Devrimler coşkulu meclis konuşmalarıyla, şiirlerle veya anayasa taslaklarıyla değil; ancak Süngülerle, Toplarla ve Düzenli Ordularla başarıya ulaşabilirdi.
Bu acı dersi alan yeni nesil devlet adamları (Almanya'da Otto von Bismarck, İtalya'da Kont Cavour), romantizmi çöpe atıp Realpolitik (Gerçekçi/Pragmatik Siyaset) kavramını icat ettiler. Bismarck, 1862'de Prusya meclisinde yaptığı o meşhur konuşmada 1848'in mezar taşına şu sözleri kazıyacaktı: "Zamanımızın büyük sorunları, 1848'de yapılan o büyük hata gibi çoğunluk kararlarıyla ve meclis konuşmalarıyla değil; yalnızca Kan ve Demirle (Blut und Eisen) çözülecektir."
Sonuç: Başarısızlığın İçindeki Zafer
1848, İngiliz tarihçi G.M. Trevelyan'ın unutulmaz deyişiyle "Tarihin dönüm noktasıydı, ancak tarih o noktada dönmeyi başaramadı." Gerçekten de devrimciler asıl hedeflerine ulaşamadılar. Ancak Orta Avrupa'da Orta Çağ'dan kalma serflik (kölelik) sistemi tamamen kaldırıldı, anayasal monarşi fikri artık reddedilemez bir standarda dönüştü ve işçi sınıfı, tarihte ilk defa "Burjuvaziden bağımsız" kendi siyasi kimliğini ve sınıf bilincini inşa etti.
Bugün modern Avrupa'nın haritası, sınırları ve siyasi kurumları, 1848 barikatlarında dökülen kanın doğrudan bir sonucudur. Halkların Baharı fiziken dondurulmuş olsa da, ektiği tohumlar sadece birkaç on yıl sonra Almanya ve İtalya'nın siyasi birliklerini kurmalarıyla ve 20. yüzyıldaki devasa işçi hareketleriyle filizlenecek; Metternich'in o dondurmak istediği mutlakıyetçi dünya, geri dönmemek üzere tarihin tozlu arşivlerine gömülecektir.
Makalede de anlatıldığı üzere; 1815 Viyana Kongresi'nde kurulan, Fransız İhtilali'nin milliyetçilik ve özgürlük fikirlerini ezmek için kıtayı polis baskısı ve sansürle yöneten, ancak 1848 Devrimleri (Halkların Baharı) ile iskambil kağıdı gibi yıkılan bu "Muhafazakar Avrupa Düzeni"ne, onu kuran Avusturya Şansölyesi'nin adıyla ne isim verilmektedir?